Snoop Dogg'un Favori Filmi: 'The Mack' ve Willie Hutch'ın Unutulan Müziği
Snoop Dogg, 1973 yapımı “The Mack”i tüm zamanların favorisi ilan etti. Filmin asıl mirası ise Willie Hutch'ın Motown için yazdığı müzikte duruluyor.
Snoop Dogg, SXSW'deki bir söyleşide favori filmini seçerken tereddüt etmedi: 1973 yapımı The Mack. Sözleri abartısız değildi — bu filmin onu bugünkü hâline getirdiğini, onsuz hiçbir şey olmayacağını söyledi. Orijinal ifadesiyle: "This is the movie that made me who I am today, I would be nothing without this movie right here."
Michael Campus'ın yönettiği film 4 Nisan 1973'te vizyona girdi ve blaxploitation dalgasının en çok konuşulan örneklerinden biri oldu. Merkezinde, hapisten çıkıp Oakland sokaklarında yükselen Goldie var; rolü Max Julien oynuyor. Kadroda Richard Pryor da yer alıyor — henüz stand-up'ta efsaneleşmeden önceki yıllarında, Goldie'nin çevresindeki figürlerden biri olarak.

Snoop'un bağının nereden geldiğini anlamak için filmin müziğine değil önce görüntüsüne bakmak gerekiyor. Goldie'nin kürk mantoları, geniş kenarlı şapkaları, duruşu — 90'ların başında Snoop'un sahne kimliğinde birebir karşılığını buluyor. Bu bir ilham değil, neredeyse doğrudan bir aktarım. Rapçinin o dönemki klip ve kapak estetiği, The Mack'in karelerinden çıkmış gibi duruyor.
Ama filmin müzik tarihi açısından asıl önemi başka yerde ve bu nokta genelde atlanıyor: soundtrack'i Willie Hutch yazdı, düzenledi ve seslendirdi. Motown'ın Hollywood'daki MoWest stüdyosunda kaydedilen albüm, soul ile funk'ın kesiştiği, disko öncesi bir ses kuruyor. İki single öne çıktı — Brother's Gonna Work It Out ve Slick; ikisi de R&B listelerinde 18 numaraya kadar çıktı. Albümün kendisi Billboard 200'de 114, R&B albümlerinde 17 numarada kaldı.
Bu rakamlar mütevazı görünebilir ama kaydın itibarı zamanla büyüdü. AllMusic albüme 5 üzerinden 4,5 verdi; eleştirmen Ron Wynn onu 1970'lerin en iyi film müziklerinden biri olarak tanımladı. Hutch'ın yaptığı şey, sahnelere eşlik eden bir fon kurmak değil, filmin anlatmadığı duyguyu üstlenmekti — Goldie'nin yükselişindeki gurur ve bedeli, diyaloglardan çok o bas hatlarında duyuluyor.
Buradan hip-hop'a uzanan çizgi de netleşiyor. 70'lerin blaxploitation müzikleri, sonraki yirmi yıl boyunca sampling'in en verimli kaynaklarından biri oldu; o funk davulları ve yaylı dokular rap prodüksiyonunun temel malzemesine dönüştü. Snoop'un The Mack'e duyduğu yakınlık bu yüzden yalnızca bir karaktere hayranlık değil, kendi müziğinin ham maddesine duyulan bir aşinalık.
Filmin kendisi bugün tartışmasız bir başyapıt sayılmıyor; blaxploitation türünün temsil meselesi yıllardır eleştiriliyor ve The Mack bu tartışmanın tam ortasında duruyor. Ama bir şeyi kimse tartışmıyor: türün görsel dili ve müziği, Amerikan popüler kültürüne kalıcı biçimde geçti. Snoop'un o cümleyi kurarken kastettiği de muhtemelen filmin kalitesi değil, bu aktarımın kendisiydi.
Willie Hutch 2005'te öldü ve adı, katkısına kıyasla az anılıyor. The Mack'in afişinde değil ama plağında duran bu isim, filmin en çok yaşayan parçasını imzaladı.
Filmin yapım koşulları da mirasının bir parçası. The Mack, Oakland'da gerçek mekânlarda çekildi ve kadroda profesyonel oyuncuların yanı sıra şehrin kendi insanları yer aldı. Bu, türün o yıllardaki alışkanlığıydı: stüdyo bütçelerinin dışında, sokağın kendisini dekor olarak kullanmak. Görüntüdeki o ham doku — Snoop'un yıllar sonra kendi kliplerinde aradığı şey — buradan geliyor.
Max Julien için Goldie, kariyerinin en çok hatırlanan rolü oldu. Julien filmden sonra oyunculuğu büyük ölçüde bıraktı ve senaryo tarafına geçti; The Mack ise onun adını taşımaya devam etti. Richard Pryor'ın buradaki varlığı da sonradan ayrı bir değer kazandı: filmden birkaç yıl sonra Amerikan komedisini baştan yazacak olan isim, burada henüz yan roldeydi.
Bugün The Mack'i izlemek, 1973'ün Oakland'ına bakmaktan çok, sonraki otuz yılın nereden beslendiğini görmek demek. Kürk manto da, bas hattı da, kameranın sokağa bakış açısı da hip-hop'ın görsel ve işitsel dağarcığına geçti. Snoop Dogg'un o söyleşideki cümlesi abartı değil, bir soyağacı beyanıydı.
Bir not da türün adı üzerine: "blaxploitation" kelimesi filmlerin kendilerinden değil, onları eleştirenlerden çıktı — stüdyoların siyah seyirciyi hedefleyip kalıpları yeniden ürettiği yönündeki itirazı taşıyordu. Etiket yapışıp kaldı, ama altındaki yapımların bir kısmı bağımsız ve kendi hikâyesini anlatan işlerdi. The Mack'in bugün hâlâ tartışılıyor olmasının sebebi de bu ikilik.