Sinema Eleştirisinin Sessiz Devrimleri: Altyazı'dan Yeni Bakışlar

Altyazı'nın arşivlerinden yeni sinema eleştirilerine bakış: Kleber Mendonça Filho'nun Gizli Ajan'ından parodi sinemasının dönüşüne, alternatif sinema dillerini keşfediyoruz.

Sinema Eleştirisinin Sessiz Devrimleri: Altyazı'dan Yeni Bakışlar

Türkiye'nin en köklü sinema yayınlarından Altyazı'nın arşivlerinde dolaşırken insan kendini tuhaf bir zaman yolculuğunda buluyor. Dergi yirminci yılını kutlamış, 200 film listesi çıkarmış, matbu basımı hâlâ direniyor — ki bu küçümsenecek bir şey değil dijital çağda. Son dönemde yayımlanan eleştirilerden gelen sinyaller ise şunu söylüyor: sinema hâlâ kendi dilini arıyor, hâlâ kendini yeniden icat ediyor.

Brezilyalı yönetmen Kleber Mendonça Filho'nun yeni filmi Gizli Ajan, tam da bu arayışın sembolü gibi. Altyazı'nın değerlendirmesine göre film, çeşitli sinema gelenekleri arasında mekik dokuyarak ortaya "ajansız bir casus filmi" çıkarıyor. Espriyi yakaladınız mı? Casus filmi ama ajan yok. Post-tür sinemasının bu kadar net özetlendiği başka bir cümle bulmak zor. Mendonça Filho, Aquarius ve Bacurau gibi filmleriyle zaten genre sınırlarını zorlayan bir isimdi; görünüşe göre bu alışkanlığından vazgeçmiş değil.

Dergi arşivlerinde göze çarpan bir başka husus, görüntü dilinin radikalleşmesi üzerine yapılan vurgular. "Müstakil Bir Morg" başlıklı bir yazıda, dijital doku ve "yeniye olan bakış açısı"nın filmin soğuk gerçeklik duygusunu nasıl canlı tuttuğundan bahsediliyor. Başka bir yazıda ise 16mm pandemi görüntüleri, Brechtyen estetik ve sessiz sinema diline öykünme bir araya geliyor — Büyük Yolculuk: On Altı Milimetrede Devriâlem başlığı altında. Pandeminin görsel hafızası hâlâ sinemayı şekillendiriyor demek ki; belgesel-kurmaca arasındaki sınırlar bulanıklaşmış durumda.

Yorgos Lanthimos'un adı da geçiyor arşivlerde — Bugonia filmine dair bir eleştiri, yönetmenin "sinemada biricik olma uğraşı"ndan söz ediyor, biraz iğneleyerek. Lanthimos gerçekten de her filmiyle "böyle bir şey görmediniz" demeye çalışan nadir yönetmenlerden; bazen bu işe yarıyor, bazen sadece tuhaf oluyor. Eleştirmenin altını çizdiği nokta önemli: filmlerin değeri yalnızca özgünlük iddiasıyla ölçülmez.

Ve tabii, nostaljik bir not: parodi sinemasının geri dönüşü. Yeni Çıplak Silah filmi üzerine yazılan metin, "ölmeye yüz tutmuş parodi türünün" yeniden can bulmasından bahsediyor. Gerçi bugünün komedisi daha çok meme kültürü ve TikTok estetiğiyle şekilleniyor ama klasik parodi formatının dönmesi, belki de sinemanın kendi geçmişiyle hesaplaşma biçimi.

Altyazı'nın bu eleştirileri okurken şunu düşünmeden edemiyorum: Türkiye'de sinema eleştirisi hâlâ ciddiye alınan, derinlemesine düşünülen bir iş. Belki de bu, umut verici tek şey — ekranların ve akışların çoğaldığı bir dünyada, birileri hâlâ "neden?" ve "nasıl?" diye soruyor.