Nicolas Cage – İki Yüzlü Bir Yıldız: "Mandy" Çığlığı, "Rage" Fısıltısı
Bir Aktörün İki Hali: Cage Zirveyi ve Dip Noktayı Aynı Anda Nasıl Temsil Eder?
Nicolas Cage sinemasını anlatan en doğru metafor belki de şudur: aynı elin hem bir başyapıtı imzalaması, hem de yarım kalmış bir taslağı çöpe atması. Bu durum, Cage'in son yıllardaki filmografisine bakıldığında kristal berraklığında görünüyor. Bir yanda Mandy var — Sundance'te yankı uyandırmış, halüsinatif görsel diliyle izleyiciyi adeta hipnotize eden, "gonzo sinema"nın modern bir manifestosu. Öte yanda ise Rage — eski bir mafya üyesinin öldürülen kızı etrafında dönen, özgünlükten yoksun, "fakir adamın Taken'ı" olmaktan öteye bir türlü geçemeyen bir aksiyon ürünü. Bu iki film, aynı oyuncunun ne denli geniş bir yelpazeye yayıldığını — ya da belki de ne denli kontrolsüz bir kariyer çizdiğini — gözler önüne seriyor.
Mandy'ye gelelim. Film, Satanist kült korkusu ile intikam gerilimini birbirine kenetleyen, renk paleti kana ve ateşe boyanmış bir deneyim sunuyor. Cage burada "tam gaz" modunda: Bildiğimiz anlamda bir performans değil bu, daha çok kontrollü bir patlamalar serisi. Ekrana her geldiğinde bir şeyler kırılacakmış hissi yaratıyor — ve çoğu zaman gerçekten kırılıyor. Filmin sanatsal kaygısı onu çoğu multipleks izleyicisinden uzaklaştırsa da bu, zayıflık değil bilinçli bir seçim. Mandy, "beni sev ya da bırak" diyor; ne zayıflamasını ne de kendini satmasını biliyor. Zaten tam da bu yüzden sevilesi bir film.
Rage ise bambaşka bir hikâye. Kayıp kız, eski mafya bağlantıları, intikam sarmalı… Kulağa tanıdık geliyor mu? Gelmeli, çünkü bu malzeme defalarca işlendi. Film, Taken'ın duygusal reflekslerine, Mystic River'ın yas estetiğine ve A History of Violence'ın kimlik sorgulamasına göndermeler yapıyor; ancak bu referansların hiçbirini gerçek anlamda hazmedemiyor. Ortaya çıkan şey, büyük filmlerin gölgesinde soluklaşmış, sıradan bir gerilim. Cage bu tür rollerde adeta otomatik pilotta ilerliyor — zaten izleyici de bunu hissediyor. "Haykırış gerektiren sahnelerde fısıltıyla yetinmek" diye bir sorun varsa, Rage bunun ders kitabı örneği.
Peki bu ikili bize ne söylüyor? Belki şunu: Cage, senaryo kendisine gerçek bir zemin sunduğunda hâlâ sinemada iz bırakabilecek bir aktör. Mandy'nin absürt ama samimi çerçevesi içinde o, bir karikatürü değil; acıyı, obsesyonu ve kaybı oynuyor. Rage'de ise ne yazık ki senarist ve yönetmen ona böyle bir alan açmıyor. Sonuç: akışkan bir "eski tüfek aksiyon filmi" ki bu tabir artık pek de iltifat sayılmıyor.
Bir parantez olarak ekleyelim: Korku türünde Haunt gibi bütçesinin çok üstünde iş yapan indie yapımlar ya da Captain America: Brave New World gibi "yeterince eğlenceli" formülüne sığınan blokbasterler düşünüldüğünde, Cage'in Mandy'si türünde hakikaten sıra dışı duruyor. Çünkü o film ne güvenli limanına sığınıyor ne de seyirciye kolay tatmin sunuyor — sadece kendisi oluyor, hem de sonuna kadar.
Eski Kaset olarak şunu söyleyelim: Cage'i izlemek istiyorsanız Mandy'yi açın, hacivat-karagöz gölge oyununun ateşle aydınlandığı o karanlık sahneye kadar gidin ve orada kalın. Rage için ise… en hafif ifadeyle "boş bir akşamı doldurmak" diyebiliriz.
Mandy Puanı: 8/10 — Rage Puanı: 4/10