Istanbul'un Dört Ayaklı Sakinleri: Zeytin'in Gözünden "Stray"
Elizabeth Lo'nun "Stray" filmi, İstanbul'un sokak köpekleri üzerinden insanlığı sorgulayan derin ve büyüleyici bir yapım. Zeytin'in gözünden şehre farklı bir bakış.
İstanbul, kimine göre bir kaos, kimine göre bir şiir. Ancak sokaklarında yaşayan, her gün yanımızdan geçip giden o dört ayaklı dostlarımız için ne anlama geliyor bu şehir? İşte tam da bu sorunun peşine düşen, Elizabeth Lo’nun yönetmenliğini yaptığı 2020 yapımı belgesel Stray, izleyicisini alışılmışın dışında, büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Bugünden yaklaşık altı yıl önce çıkan bu film, hala tazeliğini ve etkileyiciliğini koruyor.
Stray, esasen üç sokak köpeğinin, Zeytin, Nazar ve Kartal’ın hikayesi üzerinden İstanbul’u ve insanlığı mercek altına alıyor. Filmin kalbinde ise Zeytin var. Hani bazı filmler vardır, başrol oyuncusunun karizmasıyla izleyiciyi tavlar ya; Zeytin de öyle. Çarpıcı bakışları, zarif kirpikleri ve o yaramazca seğirip kalkan kaşlarıyla adeta bir film yıldızı. Lo, Zeytin’in peşinden hiç ayrılmıyor, onun şehrin labirentlerinde dolaşırken tanık olduğu her anı, her insanı, her hikayeyi büyük bir incelikle kaydediyor.
Film, sadece bir "köpek belgeseli" olmaktan çok öteye geçiyor. Zeytin’in gözünden gördüğümüz İstanbul, bir yandan tanıdık, bir yandan tamamen yabancı. İnsanların telaşı, yalnızlığı, bazen acımasızlığı, bazen de şefkati, Zeytin’in sessiz gözlemleriyle anlam kazanıyor. Lo, kamera arkasında görünmez kalarak, izleyicinin bu sokak köpeklerinin dünyasına tamamen dalmasını sağlıyor. Bu, "insan" tarafından anlatılmayan bir hikaye ve bu da onu eşsiz kılıyor.
Filmin en güçlü yanlarından biri, İstanbul'a adeta bir aşk mektubu niteliğinde olması. Ancak bu, kartpostallık görüntülerden ibaret bir aşk değil; şehrin ruhunu, sokakların tozunu, gürültüsünü, dinginliğini ve hatta çaresizliğini de kucaklayan, gerçekçi bir aşk. Zeytin, şehrin her köşesinde bir gezgin gibi dolaşırken, biz de onunla birlikte bu büyük metropolün katmanlarını keşfediyoruz. Suriyeli mülteci gençlerle olan etkileşimleri, filmin insani boyutunu derinleştiriyor ve kimsesizliğin, aidiyet arayışının evrensel dilini gözler önüne seriyor.
Peki, filmin zayıf bir yönü var mı? Belki de tek eleştiri, bazı izleyiciler için tempounun biraz yavaş kalabileceği olabilir. Ancak bu, aslında filmin bilinçli bir tercihi; acele etmeden, gözlemleyerek, hissederek ilerlemek. Tıpkı bir sokak köpeğinin yaşam ritmi gibi. Lo, bu yavaşlıkla izleyiciye düşünme ve hissetme alanı tanıyor. Zeytin'in yaşam mücadelesini, neşesini, hayatta kalma içgüdüsünü izlerken, kendi insanlığımızı da sorguluyoruz: Biz bu dünyada nereye aitiz? Diğer canlılarla ilişkimiz ne durumda? Şefkat ve empati ne kadar önemli?
Sonuç olarak, Stray, sadece köpek sevenlerin değil, aynı zamanda insanlık hallerini, aidiyet duygusunu ve şehir yaşamını farklı bir perspektiften görmek isteyen herkesin izlemesi gereken bir başyapıt. Elizabeth Lo, Zeytin’in o çarpıcı bakışlarıyla bize bir ayna tutuyor ve bu ayna, düşündürücü, duygusal ve son derece büyüleyici bir yansıma sunuyor. İstanbul'un ruhunu ve sokaklarının sessiz kahramanlarını daha önce hiç böyle görmediniz.
Puan: 9/10