2024'ün Kültür Çöplüğü: Yüksek Sanat mı, Popüler Kültür mü, Yoksa İkisi de mi?

2024'ün Kültür Çöplüğü: Yüksek Sanat mı, Popüler Kültür mü, Yoksa İkisi de mi? Geçtiğimiz yılı sanat ve kültür açısından değerlendirmek, biraz da...

2024'ün Kültür Çöplüğü: Yüksek Sanat mı, Popüler Kültür mü, Yoksa İkisi de mi?

2024'ün Kültür Çöplüğü: Yüksek Sanat mı, Popüler Kültür mü, Yoksa İkisi de mi?

Geçtiğimiz yılı sanat ve kültür açısından değerlendirmek, biraz da kendimizi aynanın karşısında görmek gibi. Çünkü 2024, bizi sevdiğimiz şeyler konusunda çok daha çelişkili hale getirdi. Bir tarafta Love Island USA gibi reality diziler ekran başında bizi rehin alırken, diğer tarafta Cole Escola'nın Oh, Mary! gibi deneysel tiyatro oyunları sanat dünyasında ses getiriyor. Peki bu karmaşanın içinde biz neyi takip etmeliyiz? Neyi sanat, neyi basit eğlence olarak kabul etmeliyiz?

Sanat ve kültür dünyasında son yıllarda yaşanan en büyük kriz, tam olarak otorite bunalımı. Geleneksel tanımlarımız çöküyor. Artık "sanat nedir?" sorusunun cevabını vermek inanılmaz zor. Doechii'nin mixtape'i ile Rembrandt'ın tablosu aynı heykelcilikte mi değerlendirilir? Belki de. Çünkü kültür endüstrisi, tüm bu eğlence tercihlerini birbiriyle karışmış bir görünüm alanında sunuyor. Müzik streaming platformları, sosyal medya algoritmaları ve dizi yayın hizmetleri, kültür deneyimimizi aynı anda, kesintisiz bir biçimde sunuyor. Filtresiz, sınıflandırılmamış, karışık.

Türk kültür sahnesi de bu çelişkiden payını alıyor tabii. Yerli rap sanatçıları günde bir albüm yayınlarken, tiyatro oyunları öğrenci kitlelerine hitap ediyor. Instagram'da milyonlarca takipçisi olan "sanatçı"lar ile sanat okulu mezunları aynı fiyat tarifesinde yarışıyor. Sanatçının gerçekliği tamamen değişti—ikon olma hayali yerine, virallik hedefi var şimdi.

Ama burada önemli bir noktaya değinmek gerek: Dar sanat tarihi referanslarını genelgeçer kültür sembolleriyle değiştirmek, aslında bir tür dekoratif estetik arayışı. Modernist soyutlamacılığa karşı bir direniş. Valerie Jaudon gibi sanatçılar bunu görmüştü—tasarım ve sanat sınırının bulanıklaşması aslında çok daha demokratik bir alan yaratıyor. Herkese kültür konsümeri olma hakkı veriyor.

2024'ün bize gösterdiği gerçek şu: Artık sanatı üretim ve tüketim alanında değil, deneyim ve anlam oluşturma alanında görmeliyiz. Love Island'ı izlemek, kendi sosyal ilişkilerimiz hakkında bir şeyler öğrenme eylemi. Doechii'yi dinlemek, çağdaş müzikal dilinin evrimini takip etme. Tiyatro oyununa gitmek, toplumsal konuşmalara katılma.

Sonuç olarak, 2024 kültür ortamı bir kriz değil aslında—bir yeniden tanımlama alanı. Hangi içeriğin "yüksek" hangi içeriğin "düşük" olduğunu sormaktan ziyade, neyin bize anlam kattığını sormanın zamanı geldi. Çünkü günün sonunda, Türk müzik sahnesinde olduğu gibi, tüm dünyada da kültür, sınıfların ötesinde yaşıyor artık.